Bidayet Noktası
Becit Konular
| Kunduradaki Altınlar |
|
|
|
| Yaşanmış Hikayeler |
| Yazar Ferzane |
| Çarşamba, 27 Ocak 2010 17:55 |
|
Kunduradaki Altınlar
Dalmaçya’da Ermeni bir beyin yanında yamaklık eden on-oniki yaşlarındaki Jozef jmaskoviç isimli çocuk Zemherinin en fırtınalı günlerinde buzlar üzerinde yalınayak, düşe kalka eve su taşımakta iken, komşularından fakir ve dul bir kadıncağız bu hâle üzülüp kocasından yadigâr bir çift partal kundurayı çocuğun ayaklarına gidydirmişti. Aradan uzun yıllar geçti. Bu arada Osmanlılar o yerler fethetti; kadın da İslânmiyet’le hidayet buldu. Günlerden bir gün, iyiden iyiye yaşlanmış olan kadıncağızın kapısı çalınıp önüne bir torba bırakıldı. Torbayı açan ihtiyar eller, vaktiyle kocasının olan o bir çift partal kundurayı dokununca, birdenbire tâkattan kesildi, kıpırdamaz oldu. Kadıncağız neden sonra baktı ki, ayakkabıların her ikisinin de içleri altın dolu. Yoksul hasırının üzerine dökülen altınları toplayayım derken, gözleri küçük bir kâğıt parçasına ilişti. Yarım saat kadar sonra, kasaba imamı kadıncağıza bu tek cümlelik pusulayı okuyordu. “Anacığım! Buzdan donmuş çıplak ayaklarına bu kunduruları giydirdiğin çocuk, sana olan borcunu ödemeye çalışıyor” Bu pusulanın Osmanlı devletinin kaptan-ı deryalarından, Hanya fatihi Silahtar Yusuf Paşa’nın divitinden akan mürekkeple yazıldığını, o gün hiç kimsecikle anlayamayacaktı. Tâ ki, Osmanlı arşivlerinde söz konusu altınların muhasebesini tutan belge ortaya çıkıncaya kadar. alıntı |


